About drmustafaakman

love to share

Me

1965 Konya doğumluyum.

Anadolu’da büyüdüm.

Mezuniyetler:

1989 Cerrahpaşa Tıp Fakultesi

1997 CTF Uzmanlık Eğitimi

2016 Uzaktan Gazetecilik

2016 AUZEF Sosyoloji (Devam ediyor)

Hobiler:

Ai Ki Do (siyah kuşak)

Osmanlıca Tıp Kitapları Koleksiyonu yapmak

Büyükçekmece Bisiklet İhtisas Kulübü aktif sporcusu

Yazarlıklar:

http://www.straturka.com

http://www.bolgepostası.com

Heybedar dergisi

4 Mesleki kitap

1 tarihi kitaba katkı.

Yabancı dil

İngilizce iyi seviyede

Fransızca ve arapça başlangıç

Reklamlar

Maslow, Adam, Satan and Barzani

                We’re not discussing the historical accuracy. It is a well-known story. Adam and Eve who were living an easy life in paradise went through a sorrowful process starting with nakedness after eating the forbidden apple. What is it that grabs even the first human being by the nape of his neck? What was it that drove it? Are there any contemporary examples?

                  The story begins with the Satan. The command by the almighty Allah, “Kowtow to Adam”, caused Satan to refuse the command having an influence over Esteem and Self-actualization. Being driven out of paradise, Satan found a way to motivate Eve with Esteem.

                Being aware that she could not succeed alone, Eve convinced Adam into sin using her power of Love/Belonging. Adam whom Allah “taught all the names” was aware of all the consequences. Hence the sin which he was forced into led them to be cast out of heaven and their children to fall into the trial of a challenging world.  He let himself deceived at the cost of their existence.

                Being sent down to earth, Adam, of course, had to struggle with all the elements of Maslow’s hierarchy of needs and motivation. Firstly, the physiological needs were to be fulfilled. They needed to cover themselves even while they were still in heaven. HE ATE THE APPLE. All his needs were within the distance of a touch. Safety which is at the second step was something which He never thought of while in heaven. It took his years to reach her Eve, which is love and belongings in other words.

                What are those values that steer us though we know that it is not right? How did they appear? Maslow.

                Examining human motivation, Abraham Maslow (1908-1970) showed that human needs come out in steps. Human beings would not concern themselves with the higher ones without fulfilling the lower reason of motivation. For instance, the need for respect of a person with hunger is out of question. That is why begging which an immigrant can never perform in his own country will not be considered as something humiliating in a foreign country. Satisfaction in the first step will continue with the second one. This motivation theory introduced to the west by Maslow is expressed in Anatolia in a similar was as it is in the west: ““When poverty comes in at the door, love flies out of window”.

                The principles of Maslow’s motivation hierarchy continue to influence their successors as they affected Satan, Adam and Eve. I suppose it will go on forever. We observe a highly similar interaction in the Middle East.

                With the agreement Sykes-Picot in 1916 and the confidential Treaty of Lausanne in 1920, the map of Middle East was drawn. The Middle Eastern Kurds who did not want Autonomy in the plebiscite of Kurdish territory in 1918 did not make use of the independence provided by 1920 Treaty of Lausanne. But the oil-rich territory caused the states accustomed to the culture of exploitation to keep hold of the Kurdish card for years. Mesud Barzani who is among the top in the Kurdish politics also took his share.

                Formed following the First Gulf War in 1991 as a result of some long-lasting, complicated, partially-confidential events and projections, Kurdistan Regional Government took its place in the 2nd Gulf War Iraqi Constitution. Northern Iraq having semi-autonomous independence as per the provisions in this constitution increasingly developed in power with the support of Turkey. Marketing the only source of income based upon petrol, could be achieved only with the help of Turkey.  And thus it fulfilled almost all its humanitarian needs.

                The step of physiological satisfaction according to Maslow’s order was met from Turkey in the same way as Adam got in heaven without even noticing. The second step was fulfilled partially by peshmerga forces as well as the support by the USA, the nonaggression of national Iraqi government and condonation of Turkey and Iran. The need for shelter of PKK was already satisfied through nonaggression against KRG. The Barzani administration speedily climbing up the stairs of love/belonging and esteem wanted to shift to the phase of self-Actualization.

                Though the step of self-actualization which is not within the borders allowed for Barzani served the other regional forces in good stead, Turkey and Iran were a threatening attack for the safety phase.

                Adam was deceived by Eve through love and belongings. We do not know yet what kind of love it was that convinced Barzani. However, it turns out that Turkey and Iran seem to push back the Northern Iraq region to the first step of Maslow. Just like Adam.

 

Katalan ve Barzani Referandumları Farklı mı?

Catalan referandumu ile Kuzey Irak referandumlarını sağlıklı değerlendirmek, her iki toplumun coğrafik, kültürel etnik ve tarihi açılardan değerlendirmesi ile mümkün olabilir. Tüm bu faktörler ele alınsa bile gözden kaçan faktörler olabileceği gibi, değerlendirmeye alınan özelliklerin de zaman içiğnde farklı olabileceğini göz önünde tutmak gerekir.
Bu makalemizde her iki toplumu, sosyolojik açıdan değerlendirerek, referendum gerçekciliği ve haklı olup olmadığını ortaya konmak istedik.
Toplum diye ifade ettiğimiz insan topluluklarını şekillendiren semboller, inançlar, değerler, davranış biçimleri, normlar ve toplumun bir süredir birlikteliğini ortaya koyan tarihi yapı ve kültürel objelerdir. Bu insan topluluğunun yüzyıllardır birlikteliğini ortaya koyan göstergelerden biri, müzeler ve tarihi yerleşim alanlarıdır. Müzeleri küçümsemeyin. Bir milletin tarihini, bir bölgenin önemini, eski ile yeninin bağlarını sağlayandır müzeler. Saptırmalar elbette olsa da, olmayan bir objeyi yerleştiremezsiniz. Yalanınız varsa günün birinde yüzünüze çarpılabilir.
Sadece Barcelona’da irili ufaklı 68 müze bulunmaktadır. Eski yeni tarih, arkeoloji, modern ve eski sanat müzeleri, askeri müze gibi, hayatın her alanine kapsayan, Katalan bölgesinin hafızası, müzelerde sergilenmekte, bölge halkının birlikteliğini güçlendirmektedir. Tüm catalan bölgesi değerlendirildiğinde yüzlerce müze bulunmaktadır. Catalan bölgesinde 5 adet UNESCO koruması altında dünya mirası kapsamında koruma alanı mevcuttur. Toplamda 47 büyük tarihi arkeolojik yerleşim alanı mevcut olup, turist ziyaretlerine açıktır.
Bir diğer kültür ve medeniyet belirtisi kütüphanelerdir. İnsan, bilgi teknoloji birikimini, I,nsan kalitesini yetişmişliğini gösteren kitapların buluştuğu yer. Katalan bölgesinin en büyüğü 1907 yılında açılan National Library of Catalonia olmak üzere yüzlerce irili ufaklı kütüphanesi kullanımdadır. 21 eski ve köklü üniversite ile birlikte, sayısız çeşitlilikte üniversite öncesi eğitim zorunludur. Yine edebiyat ve kültürmirası olarak, Catalan bölgesinde günlük yayınlanan 15’in üzerinde gazete, yüzlerce dergi bulunmakta, catalan dili ile yayınlanan sayısız kitap ve okuyucusu mevcuttur.
Catalanların tarih sahnesine çıkışı ve bağımsızlık mücadeleleri milattan önceye dayanmakla birlikte, 17. Yüzyılda belirginleşmiştir. Bölgede kanlı bağımsızlık mücadeleleri, katalanlara verilen bağımsızlık sözleri ile büyük devletlerin insan asker gücünü kullanmaları defalarca gözlenmiştir. Catalanları bağımsızlıklarını kazanama korkuları, hakim güçler tarafından, daima engellenmeye çalışılmıştır. Dünyanın digger bölgelerindeki azınlıklar gizli güçler tarafından kullanılarak bölünmüşlük sağlanmaya çalışılırken, catalanların itici gücü, kendileri olmuştur.
Catalan bölgesi, tarihin hemen her döneminde, katalan halkının mukim olduğu yer olarak kalmıştır. Başka bir etnik yapının hakimiyeti görülmemiştir.
 
Bir de Kuzey Irak bölgesine bakalım.
 
Kuzey Irak ve Kürt bölgesi Mezopotomya’da yerleşmiştir. İnsanlığın ilk geliştiği yer olarak ifade edilen, tarihin en eski yerleşim yerleri bu bölgededir.Dünyanın en bereketli toprakları yüzlerce devlet, ırk din etnik yapı ve culture ev sahipliği yapmıştır. Halen bu bölgede dağınık halde,Aramiler‎, Arap grupları‎, Arap uygarlığı‎, Assurlular, Süryaniler‎, Dürziler‎, Dürzilik‎, Filistinliler‎, Kıptîler‎, Kürtler‎, Süryaniler‎, Ortadoğu Türkleri‎, Yahudiler‎, Domlar, Kıptîler, Reşaide, Çerkesler ve Şabankaralar yaşamaktadırlar. Oysa Catalan bölgesi, daha tek tip diyebileceğimiz insan yapısından oluşmaktadır.
Tarih sahnesinde erken yer almasına ragmen, Irak ve bölgesi, müze açısından oldukça zayıftır. Kuzey Irak bölgesinde ise ilk müze Süleymaniye’de 2016da açılmış, Erbil’de 2020 yılında açılması planlanmaktadır.  Bölgede batılı anlamda kütüphanecilik hizmeti verilmemektedir. 8 bölgesel üniversite kurulmuştur. Tirajları düşük de olsa, günlük 10 kadar günlük gazete mecmua bulunmakta, sınırlı sayıda matbaacılık hizmetleri sunulmaktadır.
Yüzyıllardır iç içe yaşamaya alışmış olan bölge haklarında bağımsızlık düşüncesi  ve hareketleri , kendi iç dinamikleriyle oluşması vaki olmamıştır. Nitekim 1918 Plebisitinde  bölge kürt halkı, bağımsızlık istememiş, 1920 Lozan anlaşmasındaki bağımsızlık seçeneğini kullanmak istememişler . Kuzey Irak bölgesi, tarihin her döneminde karmaşık etnik yapı ile iç içe yaşamış, belli bir ırkın hakim yerleşkesi olmamıştır.
 
Belli insan topluluklarını devletleşme ve birlikte yaşama, birbirleri için yaşamaya iten tarihi ve kültürel yapılar irdelendiğinde, catalan bölgesi ile Kuzey ırak bölgesi bambaşka dinamikler içermektedir. Catalan bölgesinin bağımsızlık taleplerinin yüzyıllardır süregelen bir mücadele ve dış güçlerin baskıları ile engel olunduğu gözlenirken, Kuzey Irak’da bugün hakim ırk olarak gösterilmeye çalışılan, ama aslında karmaşık etnik yapı ile yaşayagelen nüfus yapısının, devletleşmeye itilmesinin dış güçlerce olduğu aşikardır.
Netice olarak, Catalan bölgesinin, bağımsızlığa yüzyıllardır aç, Kuzey Irak Bölgesi kürtlerinin ise, devletleşmeye “itildiklerini” söyleyebiliriz.

Sayfanın Tozunu Ele

Kitap okumak ne zor.

Başlaması gibi, anlaması, daha sonra hatırlanması ve işine yaraması. Bunlar da zor.

Peki seçmesi? Belki de en önemlisi.

Neyi okumalı,  nasıl seçmeli.

Alakasız görünse de aklıma büyük şirketlerin eleman alımını hatırladım. İş başvurularının <b>ilk elemesi</b>ni aracı firmalara yaptırıyorlar. Sonraki aşama firmanın birimine ait. Onlar da bir kaç aşama değerlendirme yaptıktan sonra nihaî kararı belki patron veriyor.

Kitap seçimi ile ilgisi ne olabilir?

Gelmiş gelecek, 130 milyon kitap yazılmış. Yalancı peygamber Google bilgisi. Birini okumamış olsan ne kaybın olur? Olmaz. İnsan ömrü çağımızda 70-80 arası. Doğduğun gün okumaya başladasanız, 70/80×365=25550-29200 eder.

Bazıları önemli şüphesiz. Hak Subhanehû’nun anlamamız için indirdiği bir yana, klasik eserleri unutmamalı.

Her neyse. Bu büyük insaniyet kütüphanesinden seçimi nasıl yapacağız?

Bana göre çözüm basit. Şirketler gibi. İkinci elden.

Yani zaten okunmak için ilk elemesi yapılmışlardan.

….

Ki bunların farklı özellikleri de var.

Ne gibi?

1932 yılından bir mektup. Bir meslekdaşım yazmış; ismi belirsiz. Yaşamaya devam ediyor. 

Notta;

2 taburcu var

pijama 18 adet

çamaşır 18 ”

çarşaf 2 ”

gömlek 3 (5) ..

yazmış.

50-60 yıl öncesinden bir hayat emaresi. Farklı bir güzellik. 

Öyle değil mi?

Pamuk Annem

84 yaşında. Muhacir evlerine yerleştiğinden bu yana 66 yıl geçmiş.

Rahmetli Menderes vermiş arsayı. Babasıyla beraber yapmışlar evlerini. Tek katlı. İki oda. Banyo ve mutfak çok mütevazi. Tuvaleti bahçede. Hâlâ nasıl boya yaptığını, kiremitleri nasıl döşediğini hatırlıyor. 

Babası at arabacısıymış. Ben tanıyamadım. Hanımın sevgili dedesi. Kum taşırmış. Sabah erkenden yola çıkar, rızkını ararmış. Köşe başına kadar torununu götürür, 3 kuruş 5 kuruş şeker sakız parası verirmiş. Dede, atını kimselere emanet etmezmiş. Öyle ya. Kendi alınteri ile eve çalışan bir emekçi.

Unutamamış Pamuk annem babacığını. Hatıralarını sıralar da sıralar. Gözler buğulu.

-Babacım benim. Onu seviyorum.

Bu cümleyi tekrarlamak çok hoşuna gidiyor olmalı; gözleri yaşarıyor. 

-O benim canım.

Sanki karşısında ve kulağına fıdıldıyor. Sağlığında söyleyememiş, belli. O senelerde ayıpmış birine sevdiğini söylemek.

-Hem halim, hem selimdi.

Bir gurur kokusu kulaklara çalınıyor.

İstanbul Gaziosmanpaşa Kartepe’deymiş mekânları; göçmen evleri. Şimdi bile herkes öyle bilir. Gerçekten kar çok yağarmış. Hepsi yıkılmış. Sevimli evler, biçimsizleriyle değişmiş. Saadet kokusu, para kokusuna mağlup olmuş.

-Canım babam. Seni çok seviyorum. Seviyorum…

10 kez bile belki az. İçinden ne çok tekrar ediyordur. Ne özlem.

Vefat edeli olmuş kırk yıl. Diyor ki; 

-Gidemedim bugün.

Kaç kez kabrine gidip dua ettik. Kabul edemiyor vefatını; burnunda tütüyor belli.

-Canım babacığım.

Zaten severdim at arabacılarını. Şimdi daha çok seviyorum. Yumuşak huylu biriymiş. Rahmetler olsun. Adı Nuri.

Bugünlerde işler değişti. Evine gitme derdine düştü. Hani o bacasından duman değil şefkat fışkıran ev. Göçmenlere ait olanından.

-İstanbul’da evim var. Bekler beni kocam. Bursa’da ne işim var benim. Aldınız getirdiniz kaldım buralarda. Kocam açtır, açıktır. Atletini bulamaz. Havlusu kirlenmiştir…

Gurbet acısını hissediyor. Yalansız.

Öleli otuz sene olmuş kocası. Unutmak istemediği, saçlarını savurarak önünden geçtiği ilk gün. O gün vurulmuş kocası. Aşk ateşi dağlamış adamı.

Vazgeçmesi imkansız. Fronto-temporal lob atrofisi var MRI’de.

Demans.

Beyninin küçülmesinden mi, yoksa özlemin derinliğinden mi bilemedim. Hangisi daha güçlü; hangisi daha kavi; tutsun götürsün onu?

Vazgeç tuşu silinmiş.

3 yaşında kızımız oldı. Çok şirin. Çok mutlu. Yeterki evi, kocası, babası aklına düşmesin.

Pamuk annem.

Asla vazgeçmiyor. Sevimli ve mutlu bir bakışla;

-Yıkılalı yıllar olmuş evine gidecek.

Evimizin onur misafiri. Çıkıp gitmesine razı değiliz. Terk etmiyor.

Pamuk annemizi seviyoruz. Yaradanın bize hediyesi.

Hipnoz Olmuşum

Tamamen tesadüfen bulunmuş bir zihin potansiyeli. Çeşitleri var. Belki de en ilginci self-hipnoz; kişinin ken kendisini hipnotize etmesi. Hayvanlara da yapabiliyorsunuz. Hatta tavuklara yapıldığını biliyorum.

Genellikle, gösteri amaçlı yapılanlarına şahit oluyoruz. O da televizyonda. İçimizde hep bir şüphe; acaba bir numara mı var? Aldatılıyor muyuz?

Hipnoz, odaklanma demek aslında. Derin trans başka bir boyutu. Bu derece hipnotize edilmiş birine, bu anda öğretilen şifre-komut ilişkisi, kurban’a istediğimiz şeyi yaptırabiliriz. 

Uf. Kafada deli düşünceler…

Hatta, yine bir televizyon programında seyretmiştim, National Geographic idi, yolda yürüyen yayanın kulağına bir şeyler fısıldayarak komut öğretiliyor ve mağdur kırmızı balonu görünce banka kartı ile para çekip, hepsini çöpe atıyordu.

Uff. Kafada deli sorular…

Günlük hayatımızda da hipnozu o kadar sık kullanıyoruz ki, farkında bile değiliz. Bir konuşmayı kuvvetlendirmek için yapılanlar takılıyor hemen gözüme (Bu da bir hipnoz oldu).

Mesela?

Medyada kullanılanlardan Kıskıvrak nedir? Derin anlamına girmeden Defalarca tecavüz ne demektir? Ya Örgütsel Döküman?

Hadi bu sonuncusunu bir mânâ verebilelim. Öbürleri, dolgu taşı. İnandırıcılığımızı artırmak için kullanılan hipnotik ifadeler. Hepsi bu.

Ufff. Kafada deli fikirler…

Davut’un Bisikleti Ne Marka?

1700’lü yılların sonunda icad edildi. Belki de önce idi de tarihe ancak o zamanlar not düşüldü.


Celerifere. Evet. Ona ilk verilen isim bu. Veleospite, bizdeki ismiyle velespit sonra. Şeytan arabası.

İki teker, yani bi cycle, bisiklet, denge işi. Yere değen noktası 2 olduğundan, düzlem oluşmuyor. Haliyle düzlem oluşmayınca da hareket olmadığında düşülüyor. Bir diğer söylenişle, fizik, matematik ve dahi kimya bir birine giriyor. Kimya be derseniz, onu düşene sırun. Kimyanız bozulur.

Dengenin özeti şu: Ne yöne düşüyorsanız, direksiyonu o yöne çevirecek ve o yöne hafif yatacaksınız. Bu da tam da gelmek istediğimiz konu. Eğer aksini yaparsanız, düşersiniz.

Doğrusunu yalnız Allah bilir Tevrat’ta geçen bir hikaye vardır; Davut ve Golyat. Golyat, savaşta ve dövüşte yenilmesi imkansız biriymiş. Onu güne kadar önüne çıkan her ama herkesi, atalarının çayırına göndermiş. Gel zaman, git zaman artık Filistin halkının canına rak demiş. Ödüller vaad edilmiş. Davut çıkmış. Ödülleri de sevmiş olmalı. Çıkmış gebertmiş azılı katili.

Derler ki Davut, Golyat’tan önce kendi korkusunu yenmiş. İlk yendiği ve çok daha büyük olanı o imiş.

Tıpkı bisiklet gibi.

Hani düştüğünüz tarafa dönmeniz ve o tarafa yatmanız gibi. Aksi halde kimyanız bozulur. Düşersiniz.

Kim bilir, belki hayatta pek çok şey böyle?