About drmustafaakman

love to share

A4 Savaşını Sevgi Kazanacak

İngiltere polisi alarmda.

John Locke’nin çocukları, onun buyurduğu gibi “zevk ve acı”nın kölesi ve “mülkiyetinin mutlak efendisi” olarak insanlığın yüz karası olmayı mı tercih edecek?

Francis Bacon’ın öğrencileri, “fırsat yaratan”, “elindekileri muhafaza eden (dağıtmayan)” olarak, kendi toplumunu da mı yok edecek?

Kendilerini medeniyetin sahibi sayan mağrur ingiliz utançları ile yüzleşmeye hazır mı?

Kirli sarı saçlı ingiliz çocuk, teşekkürden önce nefreti öğreniyor. Neden mi? Beden dili kelimelerden daha önemli de ondan. Nefret suçu patlama yapmış durumda İngiltere’de. Sadece fikir olarak kalsa iyi. Fakat bu suç, düşünce suçu değil artık ingiliz toplumunda. Eyleme dökülmüş durumda.

“Hedefine ulaşamamışsa da, bütün yaşamını gerçeğe ve doğruluğun coşkusuna adamış” Diderot’unuzdan utanacaksınız. Sadece Müslüman olduğu için bir savunmasız bir kıza saldırılır mı? Yalnız farklı ırktan olduğu için eyleme dökülmüş nefret. Buna nefret suçu demek, suçu hafifletmekten başka işe yaramıyor.

Utanç verici verileri yayınlarken de mi yüzünüz kızarmıyor acaba?

Punish a Muslim day”, 3 nisan için ilan edilmiş. Sadece var olduğu için bir masuma küfretmek en hafifi. Başörtüsünü çekmek, yumruk atmak, bıçaklamak. En sonuncusu Mekke’yi yok etmek. Bir A4 kağıdı ile çoğaltılmış mesajlar, İngiltere’nin her yerinde. Her yaptığınız pislik, size ayrı puan kazandıracak.

Sayıları az da olsa müslüman sivillerin yanında olan ingiliz vatandaşlar da karşı bir kampanya düzenlemiş durumda:Love a Muslim day. Bu karşı hareket de A4 savaşına sevgi ile yaklaşmayı amaçlıyor. Her güzel hareket, ayrı puan.

Bence sevgi kazanacak.

Reklamlar

Vatandaşı Tarafından Sevilmek Suç mu?

“The new caudillos are on the rise”

“The fall of the Berlin Wall in 1989”

“These new caudillos have little respect for individual rights”

“Washington and Europe ignore them at their own risk”

“Recep Tayyip Erdogan in Turkey, Nicolas Maduro in Venezuela, Viktor Orban in Hungary, Vladimir Putin in Russia”

“opponents arrested and jailed”

Henri J. Barkey, The American Interest’de çıkan son makalesine bu vurgularla başlamış. Günümüzde makale okur yazarlığının, başlıklardan ibaret kaldığını, sosyal medyada 100 makalenin 59’unun içeriği hakkında bilgi sahibi olunmadan paylaşıldığı bilinen gerçek. Mr Barkey de, etkin yazılarını kullanırken, bu bilgilerin farkında olduğu aşikar. Bu sebeple, Mr Barkey’in makalesini değerlendirmek istedik.

Henry J Barkey, 4 dünya liderini göz önüne sunmuş. 206 ülkenin arasından seçilmiş olan bu liderlere, Barkey’in yakından tanıdığını düşündüğüm Mısır lideri Sisi’yi de koyarak bir genel değerlendirme yaparak, bu makalenin temelsizliği hakkında fikir vermek istedim.

makalenin temelsizliği hakkında fikir vermek istedim.

Mr Barkey, göz önüne getirdiği ve totaliter, rakiplerini elimine etmek için her fırsatı değerlendiriyorlar etiketini yapıştırdığı 4 liderin benzerlikleri var. İniş çıkışlar görünse de, kendi ülkelerinde popüler olan, en yakın rakibi %20 ler civarında ülkelerinde tercih ediliyor olmaları.

Kendilerinin %50 veya daha çok popüler ve güvenilir olmalarının yanında, ABD ile olan ilişkilerinin de benzerliği, sorgulanması gerekmektedir. Dünya gündemini belirleyen ABD, Mr Barkey’in hedefine koyduğu bu 4 ülke lideri ile iyi geçinemediği bir gerçek.

Barkey’in makalesinde yer vermediği Mısır lideri Sisi, tek aday ile sandığa gitmişti.Ancak seçim takvimi açıklandığında bir çok rakibi mevcuttu. Seçim takvimi ilerlerken yarışta sadece Sisi girebildi; son saniye adayını saymazsak elbette.

Mr Barkey’in yorumunu bir kenara bırakacak olursak, bahsedilen 4 liderin günahlarının, halklarınca seviliyor olmaları ve ABD çıkarlarına hizmet etmiyor olmaları olsa gerek.

Yeni Seçim Kanununu CHP Okumuş mu?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 534 sıra sayılı 298/1961 nolu seçim kanunu değişikliklerine şiddetli itiraz etti. Yaptığı bu itiraz, ülke dışında da makes bularak, AK Parti ve MHP’nin, muhalefeti saf dışı etme hamlesi olarak seslendirilmeye başladı.
Ne idi CHP’nin itirazı? Muhalefet cephesinde sık sık erken seçim, baskın seçim konuşulmaktayken yapılan bu değişiklikle, Anayasa gereği erken seçim imkanı kalmadı. Grup toplantısında bu konuya değinmeyen Sayın Kılıçdaroğlu, yeni yasa hakkında itirazlarını sıraladı:
1. Haksız temsil artıyor, milli irade gasp ediliyor.
2. Baraj fiilen artarak devam ediyor. 12 Eylül yüzde 10 barajını getirmişti. 20 Temmuz darbecileri bunu savunuyor. İki baraj getiriyorlar, bir yüzde 10, bir yüzde 51.
3. Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı. Temsilde adalet ortadan kalkıyor.
4. Bu teklif seçim güvenliğini ortadan kaldıracak. Bu ne demektir, referandumda geçersiz olan mühürsüz oy pusulalarının şimdi geçerli olmasıdır. Bu teklif referandumun gayrımeşru olduğunun kanıtıdır.
5. Bu teklif aynı zamanda sopalı bir seçim hazırlığıdır. Polisler sandık çevresine girebilecek.
6. Partilerin denetimini azaltma amaçlanmaktadır. Hanedanın memurları sandığın başında görev yapacak.
7. Vali istediği sandığı istediği yere koyabilecek.

Acaba gerçek olabilir mi? İtiraz konusunu madde madde inceleyelim.
1. Haksız temsil artıyor, milli irade gasp ediliyor.
Eski kanunda seçmenin bilgi eksikliği, usül hataları veya imkansızlıklar sebebiyle hatalı oy kullanma mümkün idi. Yeni kanun bunu sınırlamıştır. Söz gelişi, birden çok oy pusulası bulunan seçimlerde, doğru zarfa, doğru pusulayı koymak zorunluluğu vardı. Yeni kanunda, seçmen, kendisine ait tek zarfa, kullanmak istediği tüm pusulaları koyarak, zarf kargaşasını ortadan kaldırmıştır.
2. Baraj fiilen artarak devam ediyor. 12 Eylül yüzde 10 barajını getirmişti. 20 Temmuz darbecileri bunu savunuyor. İki baraj getiriyorlar, bir yüzde 10, bir yüzde 51.
İki aşamalı seçimlerde, ilk turda en yüksek oyu alan iki adayın ikinci turda seçilmesi, bir adayın yarıdan bir fazla oy alması esasıdır. Bunun dışında bir uygulamada mümkün olamaz. Bu evrensel uygulamayı %51 baraj olarak ifade etmenin nasıl bir mantığı olabilir?
3. Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı. Temsilde adalet ortadan kalkıyor.
Kullanılan oyların, sehven geçersiz kalmasını engelleyecek değişiklikler, temsilde adaleti artırmak değil de nedir?
4. Bu teklif seçim güvenliğini ortadan kaldıracak. Bu ne demektir, referandumda geçersiz olan mühürsüz oy pusulalarının şimdi geçerli olmasıdır. Bu teklif referandumun gayrımeşru olduğunun kanıtıdır.
Oy pusulasının güvenliği için kullanılan mühür, elbette seçeneklerden bir tanesidir. Ancak fligranlı oy pusulaları ile oy pusulası güvenliği, yüksek dereceye çıkarılmaktadır.
5. Bu teklif aynı zamanda sopalı bir seçim hazırlığıdır. Polisler sandık çevresine girebilecek.
Polis ve asker, ülkemizin güvenliği için vazgeçilmezdir. Seçim güvenliğinin kaybolmasından endişelenen Kılıçdaroğlu, geçmişte yaşanan PKK terör örgütünün seçim bölgelerinin silahlı tehdit altına aldığını unutmuş görünmektedir.
6. Partilerin denetimini azaltma amaçlanmaktadır. Hanedanın memurları sandığın başında görev yapacak.
Her sandık alanında tüm siyasi partiler gözlemcileri bulundurmak zorundadırlar. Yeni yasada bu yetki ve hak, olduğu gibi korunmaktadır.
7. Vali istediği sandığı istediği yere koyabilecek.
Güvenlik zaafiyeti bulunabilecek yerlerde, yine siyasi partilerin denetimine açık olacak tarzda, Valilerin yetkisi dahilinde, 1 ay önceden ilan edilme şartıyla sandıklar güvenli alana taşınabilecektir.
Sayın Kılıçdaroğlu ve ekibinin yeni yasada yer alan aşağıdaki 26 değişikliğin hangisine itiraz etmektedir?
1. 5. Madde değişikliği: Aynı binada oturanların, farklı sandıklarda oy kullanabilmelerinin önü açılarak, seçim güvenliği artırıldı.
2. 14. madde değişimi: Güvenliğin sağlanmasında zorluk olan bölgelerde, seçim sandığı daha güvenli yerlere taşınabilmesinin önü açıldı.
3. 22. Maddede değişiklik: “Eski yasada yer alan “İyi ve ün sahibi kişilerden seçilir” kuralı yerine, “devlet memurlarının arasından kura ile seçilir” kaidesi getirildi.
4. Sandık kuruluna siyasi partilerin üye vermediği ve kurulun oluşamadığı bölgelerde, mülki amir tarafından kura usulü ile, devlet memurları arasından seçilebilmesi sağlanmıştır.
5. 68. Maddede değişiklik: Aynı seçimde birden fazla oy pusulası, aynı zarfa konulabilmesinin önü açıldı. Oy kabinleri fiziki yapısı tarif edildi.
6. 78 maddede değişiklik: Oy zarflarının boyutunun, ilçe seçim kuruluna bırakılacağına dairdir.
7. 81. maddede değişiklik: Sandık alanı düzeni hakkındadır
8. 82. Maddede değişilik: Güvenlik güçleri eski yasada sadece sandık başkanının çağrısı ile gelmekteyken, artık, seçmen çağrısı da geçerli hale getirilmektedir.
9. 98. Maddede değişilik: Oy pusulalarının fligranlı olarak kullanılacağına dairdir.
10. 100. Maddede değişilik: Oy sayım defteri hakkında teknik bir düzenlemeyi içermektedir.
11. 101. Maddede değişilik: Mühür konusunda teknik bir düzenlemedir.
12. 105. Madede değişilik: Seçim ittifakı yapıldığı takdirde, oy sayımının nasıl yapılacağına dair teknik bir konudur.
Bundan sonra gelen tüm maddeler teknik düzenlemeleri içermektedir.
Maddelerin tek tek veya bütün olarak incelenmesi halinde görülecektir ki yeni yasa, yüksek güvenlik ve seçmen iradesinin yüksek oranda sandığa yansıma amacını gütmektedir. CHP’nin itirazlarının yeni yasanın neresine olduğu bile belli degildir.
Eski kanuna göre yapılan seçimlerde CHP’nin şikayetlerinin bu yenisi ile düzeltilmekte olduğu aşikardır.

Tüm bunlar göstermektedir ki Sayın Kılıçdaroğlu, yeni kanunu kendisi okumadığı gibi, ekibi de okuyup değerlendirmediği ortaya çıkmaktadır.

Eski Kanun:
https://t.co/qp3ycTVUm2

Yeni Kanun:
https://t.co/gCWK7gyVGT

Washington Post Neden Objektif Olamıyor?

Washington Post’da 11 mart 2018 tarihli “Editorial Board” imzalı ve “Erdogan is transforming Turkey into a totalitarian prison” başlıklı, Türkiye Cumhuriyeti’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan üzerinden hedef alan bir makale yayınlandı. Makale, kendi içinde çok sayıda çelişki içerdiği gibi, gerçeklerle de çelişmektedir. Bundan başka, gerek makalenin yayınlandığı ülkenin, gerekse dünyanın bir çok “demokratik” olarak adlandırılan çağdaş ülke uygulamalarını göz ardı eden ve çelişen yönleri bulunmaktadır.
IN TURKEY under President Recep Tayyip Erdogan, the tweet has been turned into a crime, and a troubled democracy is being turned into a dictatorship. Gradually but inexorably, a nation that once aspired to be an exemplar of enlightened moderation is being transformed by Mr. Erdogan into a dreary totalitarian prison. In the latest setback, last week, 23 journalists were sentenced to prison for between two and seven years on patently ridiculous charges that they were members of a terrorist organization and had tweeted about it. Two others were convicted on lesser charges of supporting a terrorist organization.
WP, twitter gibi sosyal medya araçlarının silah gibi kullanıldığını görmemiş sanırım. Özellikle 2013 silahlı Gezi kargaşasında, Türkiye Cumhuriyeti’ni yönlendirmeye, mevcut hükümeti zora sokarak devirmeye araç olduğunu, devletin milyarlarca dolar zarara girdiğiniz görmezden, bilerek gelmektedir. WP, Gezi olaylarının içinde olmasa da, kimlerin olayı tetiklediğini biliyor olmalıdır.
Twitter paylaşımları, dünyanın bir çok ülkesinde yasal delil olarak kabul edilmektedir. Bu deliller üzerinden mahkeme kararları verilmektedir. Söz gelişi, Stephen Fry, twitter üzerinden yaptığı bir paylaşımından dolayı, İngiltere’de ceza ödemeye mahkum edilmiştir. Basit bir şaka cezaya sebep olabiliyorken, kim tarafından yapılırsa yapılsın, devleti yıkmaya yönelik açıklamalar, suikast teşvikleri, yakma yıkma yönlendirmeleri, masum sivil halkın malına canına ırzına sebep olacak teşvikler suç olmasın mı? Terör örgütlerine destek, masum mudur? Twitter gibi sosyal medya hesabının muhatabı olan kişi, devlet başkanı ise, bu suç olmamalı mıdır?. Suçu işleyen kişi gazeteci ise, bu suç demek değil midir? Yüzlerce örnek bulunabilir.
Mr. Erdogan, the target of a failed coup attempt in July 2016, has embarked on a campaign of repression against perceived enemies in the press, government, academia and law enforcement, among other pillars of Turkish society. More than 60,000 people have been arrested and 150,000 forced from their jobs. Mr. Erdogan’s prime targets are the perceived followers of the opposition cleric Fethullah Gulen, who now lives in Pennsylvania. Mr. Erdogan claims Mr. Gulen — once his ally in Turkish politics — had incited the coup attempt, hence the charge of a “terrorist organization.” Mr. Gulen denies it.
Bir darbe nasıl hazırlanır? Akşam düşünülüp, sabah uygulanan darbe var mıdır? Igor Markov’dan öğrenelim:
First of all, be very clear on what you want to accomplish in the shot term and in the long term, and which rules you are going to follow. A classic coup d’état assumes a significant degree of civility, minimal bloodshed, and the preservation of the core political system, while replacing one or a handful of leaders and, perhaps, some institutions that appear to be broken (such as the judiciary). A coup also assumes being firmly in control of what’s going on. Breaking these conditions leads to a failed coup.

Anyway, here are the key points
Make sure that you are or can be, in principle, supported by a large fraction of the population and political elites.
Establish a network of high-placed co-conspirators that would share the same goals and trust each other, while evading state security. Without such participants, this would not be a coup.
Obtain covert control over elite military units and, ideally, police and state security (so that they are ready to follow your orders when necessary). If the military simply stays neutral, this is not a military coup.
Get foreign support, or at least make sure you will not be attacked by the world powers. Getting explicit foreign support, especially weapons and large amounts of money, can be risky as this would put your motives in doubt and undermine your standing in the country.
Identify your main political opponents and their support networks. Figure out how they can be neutralized.
Obtain control over some mass media, ideally in advance, to ensure reasonable coverage of your actions. Prepare to counter aggressive propaganda. Don’t put much faith in your own aggressive propaganda – this often backfires.
Identify your weak points and protect them. Family and friends. Personal security. Skeletons in your closet. If you lose support of the people (say, due to brutality of your action), your chances of staying in power are low. Other weak points may include your finances, foreign trade sanctions, aggression by neighboring countries, economic instability, etc.
Manage perceptions. For example, if the country is falling apart and few people understand this, grabbing power at this point will leave the impression that you destroyed the country.
Have a political program with a plan for power sharing and, ideally, a transition to democracy. Not only this would be the right thing to do, but otherwise you’d be putting yourself at too much risk.
The execution of the coup must be carefully planned and usually consists of taking physical control of key locations and people, including residences and offices of key opponents, military/police barracks and HQs, transportation hubs (airports, train stations), mass media, power stations, and communication nodes.

Overall, military coups are largely a thing of the past because it is more difficult to manipulate information and people today (the world is much more interconnected and people often self-organize). The few military coups that were successful in recent times (say, in Egypt) only look like military coups on the surface and have political, geopolitical, and religious dimensions.
WP, bu darbe aşamalarında rol oynayan aktörleri aklamak mı istemektedir? Eğer WP darbenin kimler tarafından gerçekleştirilmeye çalıştığı hakkında bilgi sahibi olmak istiyor ve bulamamışsa, bu linkte, bağımsız yerli ve yabancı gazetecilerin makalalerini bulabilir.
Turkey once had a robust, independent press, but Mr. Erdogan has waged a multifront campaign: closing media outlets, forcing others into new ownership, and using friendly judges and prosecutors. In the latest cases, some reporters and editors were convicted for what they said on Twitter. A lawyer representing two journalists, Baris Topuk, said at an earlier hearing: “In our opinion, the name of the organization in which the defendants are accused of being members should be TTO: Tweetist Terrorist Organization. There are no weapons or bombs in the case, only news articles and tweets.” Ali Akkus, who was news editor of the now-defunct Zaman daily, had said on Twitter, “No dictator can silence the press.” The use of the word “dictator” was singled out by a prosecutor in the charges against him. Mr. Akkus received a sentence of seven years and six months in prison.
Darbe planladıkları, uyguladıkları, darbe aşamaların yer aldıkları kesinleşmiş olanların, gerekli ceza verilmesinin, neresi yanlıştır?
Devlet başkanına Diktatör diyerek, darbe suçundan kaçmak mümkün değildir.
Cuma Ulus, the editor of the daily Millet, got the same sentence and declared earlier during the proceedings: “I have been a journalist for 21 years. I stood against terrorism and violence, [and] defended expression of freedom during all my life.” In the indictment, prosecutors cited three tweets and 22 retweets, accusing him of stirring up frenzy against the government.
Hiç kimse ömrünün her safhasında suç işlemediği gibi, her zaman masumiyetini de koruyamamaktadır. Suç ve suçluyu ayırt etmek, mahkemelerin işdir. WP’un bu tarz yayınları, mahkemelerin işini zorlaştırmaktan başka işe yaramayacaktır. Şu anda cezaevinde bulunan kişiler, yargı tarafından hapsedilmiş ve yine onlar tarafından içeride tutulmaktadır. SAdaletin kararına göre de özgür olacaklardır.
Separately, 17 current and former writers, cartoonists and executives from the Cumhuriyet newspaper are also on trial. Mr. Erdogan is reportedly planning an assault on Internet broadcasting and free expression online, as well.
Darbeyi yapan FETO Cult’u, devlet içinde zannedildiğinden yaygın yapılanmışlardır. Cumhuriyet Gazetesi avukatları, kendi binalarını bombaladığı kesin olan, suçları kesinleşmiş kişilere mahkemede soru bile sormamıştır. Bunun gazete tarafından açıklanması gerekir. Atılan ses bombası da olsa, davanın takipçisi olması gereken gazetedir.
The show trials underscore how far Turkey has fallen from Western norms of democracy, human rights and rule of law. Mr. Erdogan is happily marching alongside Russia, China, Egypt, Cuba and others where legitimacy to rule rests on coercion and thought control. Mr. Erdogan’s dictatorship must be called out for what it is. Even if he covers his ears, the United States and other nations must protest, and loudly.
İleri demokrasi ülkesi olarak gösterilen ABD’de, yılın daha 2 ayında 200 kişi polis tarafından öldürülmüştür. WP haberine göre 2017’de 987 sivil, polis tarafından katledilmiştir.
İleri demokrasi ülkesi Fransa’da sivil ölümü dahil olmak üzere her yıl yüzlerce olay yaşanmaktadır.
Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya ve diğer demokrasi şampiyonu ülkelerinde durum aynıdır.
WP, içlerinde gazetecilerin de olduğu darbe oyuncularını aklamaya çalışmak için FETO_Cult üyeleri ile işbirliği yapmak yerine, Dünya’yı kan gölüne çeviren kendi ülkesinin suçları ile ilgilenmelidir.

Türkiye’nin DAES Başarısı

Daeş Mücadelesinde Tek Başarılı Ülke: Türkiye

Dünyanın kalbi Ortadoğu’da güç dengeleri henüz belli olmadı. Çok denklemli alanda etkin güü itibariyle sırasıyla Rusya, Türkiye, İran, ABD ve Suriye, kartlarını açıp, avantajlı çıkmaya çalışıyor.

Gün geçmiyor ki yeni bir hamle ortaya sunulmasın. Bunlardan en kolayı, doğrusu ne olursa olsun, karşı tarafı suçlamak. Bölgenin karmakarışık olması, tarafların, farklı bölgelerde farklı grupları desteklemeleri, medya önünde yapılan konuşmalar, 140(şimdi 280 oldu) karakterle yapılan algı çalışmaları işi kolaylaştırıyor.

BBC’nin, ABD’nin DAEŞ militanlarının Raqqa’dan çıkışına izin verdiği haberi ortada iken, Hillary Clinton’un “Al-Qaide”yi biz kurdukdemesine rağmen, Trump’un “ISIS’ı Obama kurdu beyanı bilinirken, Türkiye ISIL’ı destekliyor haberi ile “Proxy” savaşında galip gelinmek isteniyor.

ISIS’ı gerçekten kimin ne amaçla kurduğu elbetteki ancak kuranlar tarafından bilinebilir. Kurulduktan sonra, amaçve yön değişmesi yaşanmış da olabilir. Şurası kesin ki, kurulduğu günden bu yana Israil, asla ISIS’ın hedefi olmadı. Tek bir ISIS roketi Israil topraklarına düşmedi. Tek bir Israi,l askeri ölmedi. Bir çok ülke ISIS’ın terör eyleminden nasibini alırken, ki ABD de buna dahildir, Israil, ISIS tarafından unutulmuş halde devam ediyor. ISIS, islam (?) adına kurulmuş bir örgüt, islamın baş düşmanı İsrail. Garip.

Türkiye, ISIS’den çon büyük yaraalmasına rağmen, ISIS’e yardım ediyor algısı oluşturulmak istenmesi çok acı. ISIS, bir çok türk evladını, diğer tüm hristiyan ülkelerden alldığı gibi saflarına saflarına aldı. Hatta ISIS’ın ana insan kaynağı Türkiye bile değil; Avrupa.

ISIS, Türkiye’de ses getiren, acı veren planlı bombalı eylemler gerçekleştirdi. Bunların hepsi, tek tek incelendiğinde, ülkeyi kaosa sürükleyebilecek tarzda etkin, kuvvetli, sarsıcı, yaralayıcı. Anadolu halkı, her eylemde birbirine daha çok sarılarak bütünleşmesi sayesinde bu eylemlerin yıkıcılığından etkilenmedi.

Türkiye’nin yurt içi ve yurt dışı etkin DAEŞ mücadelesi, güvenlik kuvvetlerinin sıfır tolerans prensibi ile bitme noktasına geldi. Sınır ötesi önlemler, ülke içi terörü sınırlandırdı ve hareket alanı bırakmadı. Bunlardan finans kaynaklarının çökertilmesi, insan kaynaklarının bitirilmesi en etkili önlem olarak sayılabilir.

Samimi olan batılı kaynaklar, Türkiye’yi DAES’in yanında göstermeye çalışmak yerine, mücadelesini örnek almalılar.

Yeni Bir Ziya Gökalp mi?

Türkiye Türkçülüğü

Afrin harekâtı’nın başlamasıyla beraber, ortadoğu sosyopolitiğinin, ABD ekseninden uzaklaştığı aşikar oldu. Bölgedeki hakimiyetini bırakmak istemeyen bölge dışı güçler, ellerindeki her kartı kullanmaya başladılar. Bölgede 1000 yıldır var olan Türkiye, kendi önemini ve gücünü fark etmesiyle, bölgedeki rolünü oynamaya başladı.

Al Bab Harekâtı ilk adım atımıştı. Afrin operasyonu ile devam edilmekte. Türkiye’nin hedefi olan terörün bölgeden temizlenmesi, tünelin ucundaki ışık olarak göründü. Bundan daha fazlası, Türkiye’nin, bölgedeki birincil güç olduğunun tescili olarak açığa çıktı.

Onlarca yıldır bölgeden beslenmeye alışmış güçler, elbetteki ellerindeki imtiyazdan vazgeçmek istemeyeceklerdir. Devam eden hakimiyet mücadelesinde, sahip oldukları her kartı, yeri geldiği zaman savaş alanına sürmek isteyeceklerdir.

Center for American Progress’in ilk açıkladığı Metropoll araştırması bölge oyun kartlarından biri. Sonuçları değerlendiren Günter Seufert, Max Hoffman, Michael Werz, John Halpin and Alan Makovsky gibi yazarlar, ülkedeki milliyetçiliği tehlikeli bir şekilde tırmandığını anlatan birbiri ardınca yazılar yayınlamaya başladılar (1, 2, 3). Yazılarda vurgulanan, Türkiye’nin kutuplaşması.

Anket sonuçlarına bakalım:

Anket sonuçları çok açık. Yüksek oranda bir birliktelik, hoş görü, siyaseti öteleme. Tarihte başka hiçbir zaman belki böyle olmamıştı.

1974 Kıbrıs harekâtını’nın karaoğlanı Bülent Ecevit, başarılı Kıbrıs çıkarmasının rüzgarı ile %33 olan oy oranını 41’e çıkarmıştı. Aynı dönemde Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel, 29 olan oy oranını 36’ya yükseltmişti. Anket sonuçlarına bakılırsa mevcut hükümeti destekleme oranı %58’lerde kalmış durumda. Devam eden Afrin harekatının iki mimarı olan A. K. Partisi ve M. H. Partisinin son seçimlere göre toplam oyu %61,39 (49,49+11,90). Buradan hareketle, diğer tüm anket sonuçlarına göre siyasetin ülke gündeminden uzaklaştığı söylenebilir. Cumhuriyet tarihine bakılacak olursa benzersiz bir siyasi dağılım.

Günter Seufert, Max Hoffman, Michael Werz, John Halpin ve Alan Makovsky gibi yazarların sonuçları bu şekilde değerlendirmelerini doğal olarak düşünmekteyiz. Ülke içinde de beklemediğimiz taraflarca, bu birlikteliğin kutuplaşma olarak yorumlanmasına anlam verememekteyiz. Türk-Kürt ve sünni-alevi ayırımı yapılmaksızın oluşturulan bu birliktelik neden bazı düşünürleri rahatsız eder ki?

Kendisini rahatsız hisseden Kürt kimliğini rahatlıkla vurgulayıp, her çevrede çalışmalar yapabilen Müfid Yüksel bunlardan biri. Daha Afrin harekatı ortaya çıkmadan 12 Ağu 2017’de yazmış olduğu yazıda, “Türkiye’de ırkçılık üzerinden kutuplaşmanın/ötekileştirmenin yükselişte olduğunu gözlemledik” diye ifade etmiştir. Müfit Yüksel, sosyal medya hesabında daha çok arapça ve ingilizce tweetlerinde bu durumu ifade etmeye devam etmektedir.

Ziya Gökalp’in Cumhuriyetimizin başında yapmış olduğu çabalara benzer bir çaba olarak değerlendirmek uygun olur mu bilemiyorum. Fakat Rudaw’ın belli bir algı yapma amaçlı yazısını, yazıdaki hatayı görmeden(?) paylaştı.

Yazının bu tarz sunulmasında alınabilecek mesaj, kürtçe yazı dilinin 1000 yıldır var olduğu ve bölge insanınca kullanılmakta olduğu. Bu zayıf önermenin temellendirilmesinin ne kadar zor olduğunu ve hatta mümkün olmadığını en iyi bilen, yine Müfid Yüksel olmalı. Ayrıca paylaşmış olduğu arap harflariyle ve arapça yazılan kitabe, türkçe kelime de içermekte.

Baba tarafından Türk, anne tarafından kürt olan Ziya Gökalp’e, türk milliyetçiliğine yaptığı katkılarından minnetdarız. Müslüman kimliğini hiç bırakmayan Anadolu insanının türk kimliğini, belki de Ziya Gökalp’e borçlu.

Bakalım Müfid Yüksel, kendisi isteme veya istemese de kendisine Ziya Gökalp rolü biçilecek mi acaba? Göreceğiz

Bölgemizde Kirli Amerikan Oyunları

Ortadoğu’da ABD oyunları

Uluslararası resmi toplantılarda, özellikle türk resmi görevlilerin bulunduğu toplantılarda yer almasa da, medyada, kapalı kapılar ardında, gayri resmi toplantı ve günlük hayatta, gazete manşetlerinde, Türkiye içi ve dışı gazete köşelerinde, etkin veya etkin olmayan köşe yazarlarında “Türkiye ISIS’e destekledi ve desteklemeye devam ediyor” cümleleri, giderek azalan yoğunlukta duyuyoruz. “Sadece kendi görüşünün” yansıtıldığı, RT’nin kabul etmek anlamına gelmediği twitter hesaplarında, binlerce kez rastladık. Rastlamaya da devam ediyoruz. ISIS’ın ortadoğudaki görevinin tamamlanmış olmasından olacak ki, resmi kişilerin, gayri resmi twitter hesaplarında artık daha düşük yoğunluklu olarak saptamaktayız.

“Mit tırlarındaki silahlar ışid’e gidiyordu” aramasıyla yaptığınız Google ve Twitter gibi internet aramalarında binlerce milyonlarca bilgi mevcut. Bu suçlamanın yapıldığı ülke, ISIS’den en fazla zarar görmüş olan üç ülkeden biri; Türkiye. Bunun sebebi ne olabilir?

Ortadoğuya, ortaçağın veba salgını gibi yayılmış bu belanın ABD tarafından üretilmiş olduğu haberleri ve delilleri bu kadarortada iken, bu beladan en çok etkilenen de Türkiye iken, neden bu anlasız ve mantıksız haberler körüklendi.

Saddam Hüseyin’in “gerektiği zaman” devrilip, idam edilmesi; devamında, Türkmen dağı karışıklığı ve bu bölge insanının göçü ile başlayan süreçle, Suriye’yi parçalanmaya iten askeri hareketler incelendiğinde karşımıza “Metamorfosis” çıkarmaktadır. Başlangıcı ile ilgisi olmayan biryapı. 20 yıl önce mevcut olmayan, 100 yıl önce kürtlerin bile hayat etmediği, hatta Lozan’da kendilerine teklif edilmesine rağmen istemedikleri devlet; Rojava Uydu Devleti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını ve iç güvenliğini, ülke içindeki kürt, türk ve her türlü azınlığın huzurunu bozacak olan bu yapılanma, Türkiye Cumhuriyeti’ne rağmen gerçekleştirilmesinin ne kadar zor olduğu aşikar. Direncin kırılması gerek.

Devletlerin oluşması, bell, ki sosyolojik alt yapıların oluşmasıyla mümkün olabilmekte. Lozan’da kürtlerin kendilerine altın tepsi içinde sunulan devletleşmeyi, Türkiye Cumhuriyeti’in içinde olmak kaydıyla ellerinin tersiyle itmelerinin bir sebebi de bu: Devletleşme sosyolojik alt yapısına ulaşmamaları. Dolayısı ile bir ortadoğu devletinin güvenliği, refahı ve huzuru için oluşturulması planlanan devletin önündeki en önemli engel, Türkiye cumhuriyeti.

Irak ve Suriye parçalanma süreci içinde iken, Kürt toplumunun da sosyolojik değişimi plana geçirildi. Düğmeye ne zaman basıldı bilmek mümkün değil. Kürtler sosyolojik olarak hazırlanırken, TC’nin de razı edilmesi, veya plana dahil edilmesi elzem.

Planın başında, Ortadoğu’nuda ABD tarafından kurulan terör örgütleri, iki devlette yayılarak Türkiye Cumhuriyeti sınırına yaklaştırıldı. Manbij, arap hakimiyetinde olan bir bölge. Daha sonra kürt devletinin bir parçası olacak tarzda Metamorfoz geçirerek arap demografik yapısından kürt yapısına evrilecek olan Manbij Kantonu, ISIS tarafından ele geçirildi. Araptan Kürt’e evrilmeyi tek engelleyebilecek güç Türkiye. Türkiyenin tepkisini azaltmak, elini zayıflatmak, tepki vermesini engellemek amacıyla, planın başında “Türkiye ISIS’e yardım ediyor” algısı medyada dillendirilmeye başladı. Bu aşama, Türkiye’nin kendini ayrı olduğunu ispat etmesi gereken aşama. Bu amaçla yapılabilecek en kabul edilebilir izah, ISIS mücadelesine destek vermesi ile mümkün olabilir.

Bu siyasi ortamda Türkiye Cumhuriyeti, YPG güçlerini, ISIS başkenti Raqqa mücadelesi için Manbij’e geçirmeye mecbur bırakıldı. Arap toplumunu kürtleştiren Türkiye olmuş oldu.

Son derece başarı ile ilerleyen plan ile kürt yapılanma, Manbij’e uzatılmış oldu.

Manbij’de aşikar olan olan ABD oyununu bozan, 15 temmuz darbesinin başarıya ulaşmaması oldu. Bu darbe gerçekleşmiş olması halinde, Al Bab, Afrin ve nihayetinde Hatay ili, uydu devletin bir parçasına katılması, planın en kolay hamlesi olacaktı.

Çanakkale’de Nusret mayın gemisi kaptanı Yüzbaşı Tophaneli İsmail Hakkı Bey, Irrestible ve Inflexible’ı etkisiz hale getirerek nasıl dünya tarihini değiştirmişti, Ömer Halisdemir, darbeci general Semih Terzi’yi etkisiz hale getirerek, belki de dünya tarihini değiştirdi.