Şapkasız Çıkmam Abi

Alfabe’mizde 29 harf var. Yani ne demek bu? 29 farklı işaretle, ağzımızdan çıkan kelimeleri, yazı diline aktarabilirsiniz demek.

Bir eğitimci veya dilbilimci olmayan biri olarak aklıma gelen şey bu.

Genti‘can, geçen hafta içinde yanıma uğrayan şeker bir minik delikanlı. Anne baba, arnavut. İşlem esnadında rumcaya benzeyen bir şeyler mırıldanınca dedimki:

-Okumak istediğiniz şeyleri okuyunuz. Rahat olunuz.

Benim işim, o minik şeker şeyin canını acıtmadan, doğru bildiğimi uygulamak. Anne babanın inancını sorgulamak değil.

Yani demem o ki, zannettim ki ebeveyn yahudi. 

Oysa bilinçli birer müslümanlarmış.

Farklı muhabbet açıldı. 

-Arnavutlar, sağlam insanlardır, dedim. Ki öyle de inanırım.

Bir ara arnavutça nasıl bir dildir diye bakmıştım. 36 harf var abecelerinde.

Bizde 29.

Oysa kullandığımız ses sayısı fazla.

Bunlar da alfabemizde yer alıyor. Peki ama neden harf sayılmıyorlar. 

Yer bulamadıklarından mıdır bilemiyorum, cehaletlerini gençlikleri ile izah eden bir gençlik kitlesi var etrafımızda.

Â, û ve î, en sık rastladığımız.

Acaip bir güzellik. Hoş bir farklılık. Zarif bir estetik.

Maatteessüf, yeni nesil, bunları kullanmayı bilmediği gibi, bu dil zenginliğini beceri ile kullananlardan kaçmakta.

İçinde bir adet â varsa, anlamaya odaklamak yerine, uzaklaşmakta.

Ne acı.

Geçenlerde yazdığım bir tweette, ittihad kelimesini tercih etmiştim. Bir çok anlamı ihtiva eden bir lisan güzelliği parçası. Bir genç, tevafuken gözüne isabet eden bu kelimeyi ve anlamını anlamak yerine, kendini tam ifade etme yerine amk  diyerek tepki vermiş. Kim bilir belki içinden şöyle demiştir: Ama ne iyi ettim.

İyi ettin. Ortalığı da kokuttun be kardeşim.

Bendeniz, hâlâ ümitliyim. Yazın da gerilediğimiz 1928‘den beri ( evet, yazı ile bin dokuz yüz yirmi sekiz), edebiyatçılarımız haklı şikayetlerini beyan etmekteler.

 Nesirde geriledik. Düz yazıyı okuyan az.

Şiir karışık; anlayamam nazımı diyen bol.

Hani sarı öküz  vardı ya? Vermeyecektik sarı öküzü.

Kaptırmayacaktık şapkayı.

Hâlâ vaktimiz var; halanız bilemese de.

Kârınızdır; karınız istemese de.

Bilen biri veni aydıtlatsın lütfen. Alfabemizde kaç harf var?

Ve;

Kaç harf olmalıydı?

Vesselâm

Reklamlar

Yaşadığımın Delilidir

Ay 4 milyar yaşındaymış.

Kaplumbağalar şu kadar.

Zeytin ağacı bu. İncir ise belki en çoğu bitkilerden.

Kelebekler ise bir gün yaşar, vazife-i ömürlerini tamamlarmış. Öyle derler. Öyle yazmışlar. Okudum.

Bilmiyorum doğru mu? Uzmanlarına güveniyoruz. Bizzat müşahade etmedik. Aslında kolay iş bazıları. Öyle değil mi?

Bir bahçede, bir kırda takılsan bir kelebeğin peşine ne olur?  Bir kutuya kafese koyun demek içimden gelmiyor. Zaten bir gün yaşıyormuş.

Demin bir arkadaşım paylaşmış. CNNTÜRK’de görmüş. “Baklava yemek zararlıymış” dedi. 

Yaw gıdamızın %50’sini karbonhidratlardan almak zo-run-da-yızz.

Her ne ise konuya dönelim. Şüpheci olsak, ölçülü olarak tabii, hiç fena olmaz.

Hayatın keyiflerini kaçırmamalı. Tıpkı kelebeğe reva görmediğim gibi.

Zevklerimizi feda etmemek için, başkalarını harcamamalı.

Hayatta mantıklı izler bırakmalı.

Aynen şu kitap kenarı gibi.

Basit bir iz. Ne diyor? “Kaari  buraya dek okumuş. Sonrasını bilmem ama. Eğer ilerleyen sayfalarda buna benzer çigi görürsen, bil ki oraya kadar gelinmiştir.”

Evet. Böyle diyor.
Okuduğunuzun delili olsun. Bırakın böyle izler.

Kitap sayfaları kıvrılmaktan, okunmaktan keyif alır. Fıtrî  bir işaret.

Hilafet

Hilafet, Cumhuriyet’in alternatifi olmadığı gibi, günümüzde olsa olsa Global Ombudsman olabilir.

Halifelij, ulusal değil, uluslararası bir kurumdur.

Yalnızca bir ülkenin, bir milletin kabul edip tanımasının hiç ama hiç anlamı yoktur. Manasız olur.

Gereği var mı?

Onu iç/dış siyasetçilerin, ülkelere yön verenlerin oturup konuşması gerekir.

Vesselâm 

Yinon Planı

Ortadoğu’da neler olup bittiğini anlamanın tek yolu, planın içindeki birinden duyarak olabilir

Oded Yinon

İsrail’li bir gazeteci.

İsrail Dış İşlerini Bakanlığı’nda çalışmış

A Strategy for Israel in the Nineteen Eighties 

Kitabı bu. Bunu okumadan yapılan yorumlar Farz-ı Muhalden öteye geçemez.