Yüzün Parlıyor Bugün

İsimlere merakım var. Kişiyi, aldığı isim etkiler derler.
Bilemiyorum.
Ama kişi isimleri etkiliyor. İsmin yüklendiği anlamı kuvvetlendiriyor. Örnek vermek istemiyorum.
image

Bazı isimler, çok itici; eğer hikayesini bilmezsen. Satılmış gibi.
Bir evlada verilebilecek en kötü isim sanırdım. Meğer, çocuğu olmayanlar adak adarlarmış eğer doğarsa bir evlat; Allah’a satılmak. Onun yolunda olmak.
Ökkeş. Anacı. Anayı seven. Ne hoşmuş meğer. Hain evlat Ökkeş çizgi karakterinden midir bilinmez, kötü sanırdım.
Bedriye, Bedrettin. Bedr savaşından geliyor sanırdım; İsim değil bu.
Yok. meğer ayın ondördü demekmiş; onun gibi güzel.
Bazıları da çok hoş sanılır. Bir de bakarsın isim değil. Aleyna gibi.

Reklamlar

Uçuyorummm

Yılan, avını öyle bir sarar dışarıdan. Nefes alamaz eder kısmetini. Kırpırdadıkça sıkılmak kaderidir müstakbel maktülün.  Beden söner.

Bugün Mina’da, Şafiîcanlar, vücudu içten saran bir yılana taş attılar.
Öyle bir kenetledi ki panik, yılan oldu, sıktı.
Nefes almaya uçtu 717 can.

Matthew stanford robison
Tekerlekli Sandalye bağımlısı imiş.
Baba mimar.
Bunu çizmiş evladına

image

Cenneti Yakaladım Endoskopide

image

Cennet
Aklından geçen önünde.
-Dostlarla muhabbet etmek istiyorum.
Anında.
-Karpuz turşusu suyu çekti.
Şipşak.
-Bisikletim 11 kilo olsun.
Tık.
Allah bizi orada kavuştursun.
Teknoloji, ergonomi, uzaktan kumanda,  iletişimde kolaylık, internet hızı, lüks arabalardaki konfor. Hepsi ama hepsi, cenneti özlemden ileri gelmekte.

Resmi görülen alet de, endoskopik işlemde alınan minicik parçanın endoskop içinden çıkışını kolaylaştırmak için üretilmiş.
Diğer bir değişle dünyada cennete ulaşmak.

Arzunun sınırı yok.
Neden mi?
Zira, arzu edilen asıl şey, arzu etmeye devam edebilmek. Ki bu ebede kadar giden bir yolculuktur.
Ne demiş Üstadım?

“Çünki insanlarda ebede uzanıp giden arzuları, emelleri ve kâinatı ihata eden tasavvurat ve efkârları ve ebedî beka ve saadet-i ebediyeyi ve Cennet’i gayet ciddî isteyen himmetleri ve fıtrî istidadları ve had konulmayan ve serbest bırakılan fıtrî kuvveleri ve hadsiz maksadlara müteveccih ihtiyaçları ve za’f u aczleriyle beraber hücumlarına maruz kaldıkları hadsiz musibet ve a’daları ile beraber gayet kısa bir ömür, her gün ve her saat ölüm endişesi altında, gayet dağdağalı bir hayat, yaşamak için gayet perişan bir maişet içinde kalbe, vicdana en elîm ve en müdhiş halet olan mütemadî zeval ve firak belasını çekmek içinde -ehl-i gaflet için zulümat-ı ebediye kapısı suretinde görülen- kabre ve mezaristana bakıyorlar.”

Ağaca Asansörle Çıkalım

Devasa binaların asansörleri de farklı oluyor. Hem sayıca, hem de büyüklükçe. Aynı anda 10larca kişiyi taşıyabilecek, birden fazlası yer alabilmekte.
Sayısı ne kadar olursa olsun, hep bir yetersizlik olmakta.
Bazen içimden geçiririm. Mistik bir gücüm olsa
Veya
Asansörün vatman anahtarı elimde olsa. Tüm asansörler, bulunduğum katta kapılarını açıverseler, istediğime binsem.
Asansör, sadece benim istediğim kata gitse. İçinde başka müşteriler olsa da, düğmelerine basılı olsa da, sadece içimden geçen katta dursa.
Asansör üreticilerinin elinde olan bir şey.
Ciddi bir kul hakkı da sözkonusu.

Kâinatta, tam da hayalini kurduğum gibi programlanmış hizmetler var.
Elma ağacı, meyvalarının içinden dilediğimizi yememiz için açmış avuçlarını.
Mübârek hayvan koyun, isterse evladı olsun faydalanmamız için başı hep yerde.
Sayısız nimet, emrimize amade.
Kâinat musahhar kılınmış.

”   Hem mesela
ﺍَﻟﻠَّﻪُ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍْﻻ‌َﺭْﺽَ ﻭَﺍَﻧْﺰَﻝَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀً ﻓَﺎَﺧْﺮَﺝَ ﺑِﻪِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺜَّﻤَﺮَﺍﺕِ ﺭِﺯْﻗًﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟْﻔُﻠْﻚَ ﻟِﺘَﺠْﺮِﻯَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ ﺑِﺎَﻣْﺮِﻩِ ﻭَﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍْﻻ‌َﻧْﻬَﺎﺭَ ٭ ﻭَﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲَ ﻭَﺍﻟْﻘَﻤَﺮَ ﺩَٓﺍﺋِﺒَﻴْﻦِ ﻭَﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟَّﻴْﻞَ ﻭَﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭَ ٭ ﻭَﺍَﺗَﻴﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﻣَﺎ ﺳَﺎَﻟْﺘُﻤُﻮﻩُ ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﻌُﺪُّﻭﺍ ﻧِﻌْﻤَﺖَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻻ‌َ
ﺗُﺤْﺼُﻮﻫَﺎ
   İşte şu âyetler, evvela Cenab-ı Hakk’ın insana karşı şu koca kâinatı nasıl bir saray hükmünde halk edip semadan zemine âb-ı hayatı gönderip, insanlara rızkı yetiştirmek için zemini ve semayı iki hizmetkâr ettiği gibi zeminin sair aktarında bulunan her bir nevi meyvelerinden, her bir adama istifade imkânı vermek hem insanlara semere-i sa’ylerini mübadele edip her nevi medar-ı maişetini temin etmek için gemiyi insana musahhar etmiştir.
Yani denize, rüzgâra, ağaca öyle bir vaziyet vermiş ki rüzgâr bir kamçı, gemi bir at, deniz onun ayağı altında bir çöl gibi durur.”

Bilardo

image

Ülkemizde zaman öldürücü olarak değerlendirilir.
Batılılar ise, hem vakit geçirici, hem de spor olarak. Yapılan bir değerlendirmede, yüz üzerinden iki zorluk derecesi almış.
Çok çeşitli tipleri var. 9 topla oynananı ilginç. 9. topa kadar önemsiz giden oyun, o sonuncu topta kritik olmakta. O topu sokan oyunu kazanıyor. Adeta, son nefeste imanı yakalamak gibi.
Atomlar da bilardo topları gibi. Yuvarlak. Fakat inanılmaz  ve neredeyse imkansız bir şekilde araya geldiklerinde, kitab-ı kebir ortaya çıkmakta. Milyonlarca kez toplara vurduğunuzda bile, iki topun üst üste gelmesi inkansızdır. Fakat ülfet belası ile müptela olan bizler, bunu görmekten aciziz.

Bilardoya duyulan muhabbet, neticesi muvakkat olan şampiyonluklar, sabun köpüğü gibi.

Küffardan aldığımız bu megale nasıl hakiki muhabbeti hak etmiyorsa, bizatihi, küffar da, zatları hasebiyle sevilmeye elyak değiller.
Cenab-ı Bariu C.C hz’lerinin sıfatlarını temaşa ederseniz o başka.

Üstad hz’nin ifadesiyle,
“Kur’an, kâfirleri ve âba ve ecdadlarını i’dam-ı ebedî ile mahkûm etmiştir.
   Binaenaleyh müslümanlar ile ülfet ve muhabbetleri mümkün olmayan kâfirlere muhabbet boşa gidiyor.
Onların muhabbetiyle karşılaşılamaz.
Onlardan meded beklenilemez.
Ancak
ﺣَﺴْﺒُﻨَﺎ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻭَﻧِﻌْﻢَ ﺍﻟْﻮَﻛِﻴﻞُ
diye Cenab-ı Hakk’a iltica etmek lâzımdır.”

İmam Ali / İmam-ı Ali

Şualar Kitab-ı Mübârekin 8. kısmını okuduğumda,  bir ifade nazar-ı dikkatimi çekti.
   “Eğer perde-i gayb açılsa yakînim ziyadeleşmeyecek” diyen İmam-ı Ali (Radıyallahü Anh)…
İmam-ı Ali

Bizler Hz Ali diyoruz
Caferiler veya şiiliğe yakın olanlar veyahutta şiiliği kullanmak isteyenler, İmam Ali demekteler.
Kıymetli bir kardeşim şöyle dedi;
-Ceziretül Arabda İmam-ı Ali dendiğine şahit oldum.
Keşki sorma imkanımız olsaydı da sorabilseydik.
-Ey kıymetlimiz. Ne buyurursun?
Tahmin ediyorum ki,
İçinden ne geliyorsa diyecekti.
Bugünden sonra, zamanın sahibinin de dediği gibi, benim için İmam-ı Ali‘dir.
Vesselâm.

Japonya’dan Bal Geldi

Çalışkanlıkları, dürüstlükleri, özeleştirileri, zamana verdikleri kıymet sebebiyle japonları severiz.
Daha erken çocukluktan şartlanırlar; mutlaka başaracağım.
私は必ずしも、管理しました
Sonuna kadar götürürler işi. Elbette netice Şânı Yüce Allah’ın bir kısmetidir.
Dürüsttürler. Misal olarak, yediye bir kala dedikleri trenleri, tam zamanında kalkar.
Özeleştirileri, çok içten ve şaşırtıcı. Harakiri, özeleştirilerinin en ihlaslı şekli. Yanlış bir şey tabiiki.

Bir belgeselde görmüştüm. Yerden tasarruf etmek ve ekonomik etmek için, minicik odacıklar. Her santimetresi kullanılan bir yapı. Bal peteği gibi. 6 gen değil tek.
image

Arı gibi örmüşler.
Aklın yolu bir derler.
İlham-ı İlahî ile çalışan böcek, böcekten faydalanan bir çalışkan toplum.
İlginç değil mi?