Ambulansa Yol Vermek

Zahiren bize ait olmayan,  ancak doğrudan bizim olan işler.
Mîsal olarak ambulans.  Dolu yolda ilerleyebilmesi, yan şerittekilerin durması ile mümkün.  Yoksa,  ambulans önündekiler kıpırdayamıyor; yana geçip yol vermeliler. Nasılsa arkamda değil.  Bas gaza.
Toplumun bozulması da öyle.  Nasılsa ben içki içmiyorum, uyuşturucu kullanmıyorum. 
Oysa ambulansda evladımız var. “Yol” vermeli. Kılımızı kıpırdatmalıyız.
Nasıl olsa ben namaz kılıyorum. Oysa, evladımız,  öbürü ile yola çıkacak.

Neydi?
Emr-i bil ma’ruf
Nehy-i ânil münker
Vesselam

Reklamlar

Kahramanlar

Araştırma yazarları.
Belki akademik çalışma, belki şan şöhret belki para.
Belli bir fikri yaymak.
İ’lay-ı kelimetullah.  Bir çoğunun da sebebi de bu.
İmâm – ı Azam. Aslında kumaş tüccarı. Kitabını kendi için yazmış. Biz de sevdik. Onu imam seçtik. Hatta azam dedik. Onun umrunda değil.
Onları kitap yazmaya sevk eden ne olursa olsun. Bize sunulan bir emek mahsulü.
Lüb; anne sütü gibi.
Öz; bal gibi.
Süzme; yoğurt gibi.
Sadece ağzını açıp yemek kalıyor; hazır. Adeta süt kuzusu gibi ağzını açıp içmek gerek. Meyve kurdu gibi, nereden istersen ısırmak gerek.

Kendin yapsan yıllar sürer belki.
Bizler için kendilerini feda etmişler.
Bu kahramanlık değil de nedir?

Toplumun Nirvanası ve Taksiciler

1/x

veya her ne ise.

Dilimize pelesenk oldu; “ortak payda“; x

Paylaştığımız şeyler.

Bir toplumun paylaşılacak nesi varsa, tamamına 100 desek, ve her bir birey tek tek düşünüldüğünde,

olmaz ya

hepsinin taşıdığı özelliğin sayısı yüz ise, yani tüm özellikleri her bir birey taşıyor ise, bu, toplumun “nirvanası” olsa gerek.

Paylaşılan sadece toprak parçası ise, ne büyük bir felaket o toplum için; ayırımcılık, tehdiş, ırkçılık. Ne bileyim yüzlerce bed özellik sayılabilir.

Ortak payda, o toplumu sevmemizi ve sevmememizi sağlıyor. Bir sürü güzel özelliği olup da ortak bed bir özellik, o topluluğu, toplumu sevmememizi sağlayabiliyor; ne ilginç; kötüden bakmak.

imagesCA9Z1Y6T

Taksicilere su-i zannım var. Yani iyi düşünmüyorum. Kötü birşey benim için.

Eziyet ederek para kazanan bir topluluk; bereketi olmaz kazançlarının.

Son günlerde, tek tek muhabbet ettiklerimi sevdiğimi gördüm, hissettim. Yahu dedim, ben bu milleti neden sevemiyorum, sarı renk neden gazdan ayağımı çekmeme sebep oluyor?

Sonuç?

Sonucu okudunuz.

Ortak paydalarında, eziyet var.

Tamirciler. Onmazlar; sanmam.

Doktorlar. Hükümet zararlarına (mıza) bir şey yapmış ise, ortak paydalarındandır.

Liste uzar gider.

Turabî

Sazın ve sözün ustası. 2002 yılında yurt dışına kara yolu ile gidip 15 gün kadar kalmıştım. Benzersiz ve tekrarı mümkün olmayan bir seyahat oldu. Ne ben eski ben, ne dünya eski dünya.

Araç sıfır idi, son saniye Orhan Baba’nın ikili kasetini alıp çıkmıştık yola. Radyo da ecnebi müzikler. Normalde severim. Ama o esnada hiç hazzetmedim.

Müziğin ritmi ile o ağır aracın ritmi uyumlu idi.

Ruhda hasret.

Bol bol dinledim. Adeta ezberledim.

Her dinlediğimde o günler aklıma gelir; o andaki hasret, aracın salınışı.

Diline sağlık Orhan Baba.

7 Öğüt

Meşhurdur.  O şanlı insanın ruhundan damlalar “Mesnevî” adlı kitapta derc edilmiş.  Onu sevenler toplamışlar. Dünya’ya ışık tutmakta.
Bu 7 Öğüt oradan. Kelimelerin raks edişi,  mânâ kıvraklığı, insanı tutup içine çekmesi.  İnanılmaz.
Bir dostum dedi ki:
-Keşke bunlardan bir tanesi bende olaydı.
Öteki:
-En az iki tanesi zaten sende var.
Sevinç şüphe karışığı duygular.

Bazen kişi kendini olduğundan aşağı görür. Bir pencereden bakmak gibi.
Aşağıdaki pencereden bakmak için eğilmeli. Bu tevâzu.
Yukarıdaki pencereden bakmak için ise başını kaldırmak gerekir.  Bu da insanı komik yapar,  kibirli yapar; Allah’ın direk kendi sıfatıyla gadabını çeken özellik.

Komşu.  Mihenk taşı.
Kendini tanımak isteyen ona sorsun. Ya da o ne diyor? Sen busun. 3 tane bulsan sana yeter.
Mesai arkadaşı. O da komşu.  Aynı.
Servis arkadaşı. O da komşu. Tıpkısı.

Penceremizin aşağıda olmasını nasib et Ya Rab!

Bitmeyen Senfoni

Franz Schubert yazmış.  18. Yy müzisyeni.
Meşhur 8. Senfonisi.
Herkes bilir.
Aslında bitmiş.  Nihayete ulaşmış. Çeşitli kişiler ilaveler yapmışlar.  Ne çare. Schubert’inki gibi asla olamaz.

Bizim de yazmaya devam ettiğimiz senfonimiz var. Tek bir senfoni.
Sesler artar azalır
Kalınlaşır incelir
Uzar Kısalır.
Yavaşlar hızlanır.

Bir gün
Başkaları bizim için diyecekler:
-Senfonisi bitmediydi.

Aslında elbetteki bitmiş olacak.
Schubert’inkini biz beğeniyoruz.
Bizimkisini de
Allah beğensin.