Uzun Yaşamak

2000li yıllarda ülkemizde ortalama ömür arttı; kadınlarda 75, erkeklerde 70. Görülen o ki daha da uzayacak.
Modern (!) insan, doyumsuzluğu ve tembelliği ile pek çok şeyden yakınıyor.
* Konforumu artıramıyorum.
* Cep telefonum son versiyon değil.
* Zamanım yok. Yetişemiyorum.

Herşeye rağmen verimli saatlerimizi artırarak,  takvim saatimizin önüne geçebiliriz.
Nasıl mı?
Aynı anda iki iş yaparak.
Ulaşım epeyce zamanımızı alıyor.
Bu ánı değerlendirmeli.

Bazı insanlar farkında olmadan yapıyor zaten; araç kullanırken telefon ile görüşmek söz gelişi. Yanlış şüphesiz. Bunu yapmayalım.

Okumak. Gelişmenin temeli.
Araya sıkıştırmalı.
Tramvayda gazete okumak.
TV seyrederken kitap okumak.
Denemek lazım.

Reklamlar

1361/1453

Orhan Bey / Fatih Sultan Mehmet.
Ne biri ne öteki.
İkisi de Sultân’ım.
Sirkeci. İstanbul’daki ilk camii. Orhan Bey’in müthiş siyaseti sayesinde yapıldı. Byzantion’un vassal‘ı Orhan Bey.

Ne ilginç demeyen var mı?
Aya Sofia ilk değil yani.

Hak Ettiği İle Muamele

Trafikde sık sık önce polis olur suçluyu yakalar, savcı olur iddia makamı olur, hâkim olur cezayı keseriz. İnfaz memuru olmamak olmaz. Suçlunun cezasını da keseriz.
Daaat
Datttt.
“Validesinin dest-i izdivacına gayr-ı meşru yoldan talip olma” makamında.

Kurtlar Vadisi’nden öğrendiğim tabir: Racon kesmek.
Racon kesildi.
Afv yok.
Ceza. Hemen.

Oysa Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmayacak mıydık?
O, hemen ceza vermez; Halim C.C.
Afv eder; Ğafur C.C.

Evet?
Racon kesmek isteyen?
Hak ettiği ile muamele bekleyen?

Kredi Kartı mı yoksa Avrupa Birliği mi?

İkisi de aynı. 
Ne zaman nakte sıkışırsın, kredi kartına ihtiyaç duyarsın, bloke olur.
Ne zaman elin bollaşır. Kapını aşındırırlar.
İyi gün dostu.
Kara günde, ilk haciz davasını banka açar. Avukatları tecrübeli. Vatandaşdan erken davranırlar.

Avrupa Birliği de aynı. 
Ülkemiz dar boğazda iken, “git öte”.
Elimiz bollaşır ise,  alım gücümüz iyi olursa, “iyi pazar” isek, can ciğer kuzu sarması.
Allah uzak etsin.
Ne biri, ne öteki.

Büyüdükçe Uzaklaşmak

Bu aralar tarih merakım depreşti. Namık Doymuş’ un muhteşem tarihî romanları beni içine çekti. Ortalama bir Anadolu’lunun bildiğinden fazlasına ulaştım.
Fetret dönemindeki “Çelebi”‘lerden biri kudreti ele geçirince,  uzlete çekilmiş. Önünde küçücük bir devlet; Byzantion; Konstantinapolis.
Yahu dedim niye almazlarki. Şıp diye.
Yine Orhangazi de Byzantine ile anlaşmalar yapmış. 
Fütühat içime işlemiş.
Yıl 2013.
Fütühat görmedim.
Dedemin dedesi de görmedi. Onun dedesi de.
Ama içimdeki his bu.

Osman Bey ile başlayan ve taaa 17. Yüzyıla kadar giden bir zafer silsilesi. Kaynak bu.

Resme tersten bakalım. 
Körpe erkek çocukları toplanan bir toplum.
Durmadan toprak kaybeden bir ülke.
Osmanlı tehdidi veya rahatsız edici tavırları her zaman kapıda.
İçlerine işlemiş.
“Bir Türk kadar kötü”.
“Evime kapıyı çalmadan,  bir Türk gibi giriyorsun”.
“Kutsal Katolik inancının ebedi düşmanıdır”.
“Türkler sadece Hristiyan dininin değil,  insan soyunun da ezeli ve ebedi düşmanıdır”
“Kana susamış köpek”
“Türk, mutlak kötülüktür, barbardır, insanlık dışı bir varlıktır. ”
“Osmanlı İmparatorluğu doymak bilmez ihtiras sahibidir. ”
“Osmanlı Devletinin ordusu,  devleti ele geçirmiş bir ordudur ”
Edipleri yüzyıllarca böyle işlemişler.

Topraklarımıza, Moğollar uğradı. 
Haçlı seferleri.
Sonra Timurlenk.  Bunlar zulüm yapmış olabilir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun bitiminde ise, işgalci devletler şöyle bir uğradılar.
Bunlar zulüm yapmadı.

Baktığımızda,  Avrupalının zihninde nasıl bir Türkiye imajı vardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmesi, uyuyan bir şeytanı uyandırıyor olarak mı?
Sanırım öyle.

Büyüdükçe uzaklaşıyoruz onlardan.
Çare şudur: Şefkat peygamberini tanıtmak. Ki O da zaten Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmıştır.
Yaşayarak.
Asla ve asla söyleyerek değil. 600 yıldır genlere işlemiş bir duygu, ancak böyle değişir.

-mış Gibi Yapmak

Başarısızlığın temeli budur aslında.

Bu yazıyı okuyacak kadar zamana ve yeteneğe sahip biri iseniz,

bir şeyi başarmadığınızı düşünüyorsanız,

sadece -mış gibi yaptığınızdandır.

 

Hadi Bismillah

🙂

Düzeltme.
Mış gibi yapmak, diyet yapmanın temeli olup, başarı anahtarıdır.
Bir nevi “sanki yedim”
Fatih’te böyle bir mescit var.
Adam, sanki yedim diyip akçeleri toplayıp, en sonunda mescit yaptırmış.
Ne mide varmış adamda yaw.